9 Aralık 2019 Pazartesi

Eklektik Salon Stilinin Püf Noktaları

Salon Stilleri
Eklektik Salon Stili


Eklektik Salon Stili
Eklektik salon stili tüm stillerin en özel parçalarını derleme fırsatı sunuyor. Minimalist tarza hayransınız ama vintage detaylardan da vazgeçemiyorsunuz. Ya da yüzde yüz vintage bir salonda oturmak sizi boğuyor ve kendinizi modern görünüme daha yakın buluyorsunuz. Yok, diyorsunuz. Biraz karmaşa olsun. Minik etnik desenler de olsun salonunuzda. İşte bu bahsettiğim kafa karışıklığını yaşıyorsanız eklektik stil önerilerime göz gezdirmeye ne dersiniz?
Eklektik Salon Stili


Stil Karmaşasından Kurtulun!

Nasıl ki önceki dekorasyon yazılarımda minimalist stil için “Az, çoktur.”dedik. Eklektik stil için de “Biraz ondan, biraz bundan diyeceğiz.” Modern tasarımların sadeliğine aşıksınız ama yıllar geçtikçe zevkiniz gelişiyor ve biraz daha desen ve karmaşa istiyorsunuz. Az da olsa detaylarla tarzınızı zorlaştırmak ve farklılaştırmaktan yanasınız. Artık bir mağazaya girip de “Şu takımı istiyorum.” Demenize gerek kalmadı. Çünkü tüm parçaları oradan buradan bularak siz tamamlıyorsunuz. Ölçüsü sizin elinizde olsa  da bilinen bir matematiği olduğuna inanmıyorum. Tıpkı müzik zevki gibi… Tıpkı kıyafet zevki gibi… Dekorasyondan aldığınız sinyale ve doyuma göre gaza veya frene basacaksınız.


Salonunuzda Hangi Parçaları Birleştirebilirsiniz?
Salon, evin en çok kullanılan alanı olduğu için  en büyük özveriyi de bu alana sarf edeceksiniz. Olmazsa olmazımız genelde koltuklardir. Ondandır önce koltukları seçerek başlarız. Modern-minimalist veya klasik ya da Country tarzda seçimler yapabilirsiniz. Diyelim ki minimalist koltukları seçtiniz. (Bana çok yakın olduğu için bu stilden örnek veriyorum.) koltuklarınız oldukça sade çizgilerle tasarlanmış. Renkler genelde beyaz, kahve tonları, siyah ve pudradan oluşuyor. Şimdi böyle bir koltuğun bulunduğu salona hangi dokunuşları yapabilirsiniz?
Eklektik stil için en kolayı ve en zevklisi işe halıdan başlamaktır.(Koltukları zaten seçtiniz varsayıyorum.) Etnik  desenli bir halı kullanırsanız başka hiçbir şey yapmasanız bile salonunuz eklektik stilin harika bir örneği olabilir. Biraz daha hayal kuralım. Halınız modern ya da etnik nasıl olursa olsun sehpalara, konsollara bakır eşyalardan  veya eski demir gereçlerden koyabilirsiniz. Böylelikle günümüzden tüm çağlara bir gönderme yapmış olacaksınız. Her stilin veya her çağın önemli objelerine salonunuzda yer vermiş sayılacaksınız.
Dilerseniz koltuklarda da çeşitliliği yakalayabilirsiniz. Parçalardan birini modern diğerini retro tarzda seçebilirsiniz. Böylelikle o çok sevdiğiniz ama koltuğunuzla uyuşmayan berjeri eklektik stil için salonunuza taşıyabilirsiniz.
Rustik Salon Dekorasyonu İçin 7 Önemli Detay
Eklektik Salon Stili


Diyelim ki koltuklarınız sade, halılarınız sade ve bunlardan taviz vermek istemiyorsunuz. Ama küçük bir dokunuşla Country tarzına da bir gönderme yapmak istiyorsunuz. O zaman duvarlarınızı çiçek desenli duvar kâğıtlarıyla kaplamaya ne dersiniz? Olmadı mı? Size uymadı mı? Peki ya perdeleri desenli seçmeye ne dersiniz? Veya kırlentlerde etnik desen kullanmayı hiç düşündünüz mü? Gördüğünüz gibi daha pek çok seçeneğiniz var. Koltuk mağazasının size verdiği kırlent kılıflarını kullanmak zorunda değilsiniz. Her şeyle oynayabilirsiniz. Koltuk takımınızla, halılarınızla, sehpalarınızla (orta sehpa veya diğer zigon sehpalar) aksesuarlarınızla, tablolarınızla, perdelerinizle… Tek yapmanız gereken bu konuda biraz görsel  araştırması yapıp belli bir doygunluğa ulaşmanız. Eğer bu güne kadar salon stilleri hakkında bir bilgiye sahip olmadıysanız öncelikle farklı salon stillerinden bahsettiğim yazılarımı okumayı deneyin. Stil, hayatın her alanında vardır. Giyimde, evinizde, yaşam tarzınızda, yemek tarzınızda… Kısacası attığınız her adım stilinizi yansıtır. Peki, siz bunun farkında mısınız?
Diğer dekorasyon yazılarım için buraya bakabilirsiniz. 
Ayşe OKTAY #yazargibiyim #makaleseç

14 Nisan 2019 Pazar

Anneler Gününde Annenizi Duygulandıracak Hediye Önerileri


Mayıs ayının yaklaşmasıyla birlikte canımız, ciğerimiz annelerimiz için en özel hediyeler seçmek isteriz. Biliriz ki onlar bizden maddi bir beklenti içinde değildir. Hatırlanmak ve minik bir çiçekle gönüllerini almak bile onlar için yeterli olabiliyor. Çünkü onlar anne! Dünyadaki hiçbir maddi birimle ölçülemeyecek kadar sevgi besliyorlar evlatları için. Daha önce benzer hediyeler aldıysanız bu sefer onun duygularına hitap edecek özel seçenekleri değerlendirmeye ne dersiniz?
anneler günü hediyeleri
anneler günü hediyeleri
İstiridye İçinde İnci İstiridye içinde inci ile kimi isterseniz kalbini kazanabilirsiniz desek yanılmış olmayız, diye düşünüyoruz. Kalbinin fethedilmesini en çok hak edenlerden biri olan annelerimiz için istiridye kabuğu içinde inci satın alabilirsiniz. Hayatındaki en ilginç hediyeyle karşılaşan annenizin mutluluğuna şahit olacaksınız. Hem doğal bir hediye olması hem de her bütçeye uygun bir seçenek olması bakımından hiç tereddüt etmeden istiridye inci satın alabilirsiniz. Göz dolduran bu muhteşem hediyenin uygun fiyatı sayesinde maddi bir engele de takılmayacaksınız. Deniz Kabuklarından İsminin Harflerini Yazdırın Anneniz için tercih edebileceğiniz ikinci seçeneğiniz deniz kabuklarından isim yazdırmaktır. Buna alternatif olarak yalnızca baş harfinin olduğu bir kolye de tercih edebilirsiniz. Denizi, yazı ve deniz kabuklarını seven anneniz için iç açıcı bir hediye arıyorsanız bu önerimizi değerlendirebilirsiniz. Kupa Bardaklara Fotoğraf Baskısı En güzel anlarımızı fotoğraflayarak kalıcı olmasını sağlarız. Sizler de annenizin en beğendiğiniz fotoğraflarından birini kupa bardaklara baskı yaptırabilirsiniz. Birlikte çektirdiğiniz bir fotoğrafınız ise en anlamlı hediye olacaktır. Beyaz kupa bardağın üzerinde resimlerinizi gören annenizin anılara yolculuk yapışını mutlulukla izleyeceksiniz. Bu Hediyeyle Annenizin İçini Kıpır Kıpır Edin Değerlimiz, annelerimiz için onların içini kıpır kıpır edecek bir hediyeye ne dersiniz? Bu hediyeyle anneniz anılara yolculuk yapacak, belki de duygular sel olup taşacaktır. Hediyemiz; kalp şeklinde bir kutuya yerleştirilmiş küçük, kısa mektuplardan oluşuyor. Annenize duygularınızı bir bütün olarak mektupla aktarmak ister misiniz? O güne kadar derli toplu söyleyemediğiniz her şeyi ona kâğıt üzerinde iletebilirsiniz. Mektubun dışında anlamlı kısa notlar da ekleyebilirsiniz. Böylece hediye kutunuz renklenecektir. Hediye kutunuzun içine gül yaprakları veya farklı çiçekler de ekleyerek mektupların daha hoş bir ambiyansla sunulmasını sağlayabilirsiniz. İsterseniz bu yıl anneniz için bir farklılık yapın ve ona manevi değeri yüksek hediyeler seçin. Kim bilir belki de geçmişe birlikte duygusal bir yolculuk yaparsınız #makaleseç #yazargibiyim

27 Mart 2019 Çarşamba

KADINLARA TAVSİYELER


Sosyal hayatta ev hanımı mı, kadın mı, eş mi, temizlikçi mi, bulaşıkçı mı, müdür mü, patron mu, anne mi, işçi mi yoksa memur musunuz? Statü karmaşası yaşayan kadınların derdinden yine kadınlar anlar elbette. Evinde ev hanımı, yeri geldiğinde sevgili, yeri geldiğinde iş kadını veya her ne statüde çalışıyorsa o olabilmeyi başarmak söylendiği kadar kolay değil. Çünkü bizlere doğuştan bu ayrım öğretilmiyor. Nerede, nasıl, hangi zorluklarla karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Kadınlar çok konuşur, kadınlar bazen gereksiz konuşur, derler. Aslında ayakta durabilmeyi o, çok ve boş konuşmalara borçlu olduğumuzu bilmezler. Kendimizi anlatmak için delicesine çırpınmak yerine kendimiz olabilmeyi başarabilsek ne güzel olurdu. Sizler de yaşadığınız karmaşadan kurtulup öz benliğinize uygun davranmak istiyorsanız aşağıdaki harika önerilere bir göz atın derim.
kadınlara öneriler
Kadınlara Tavsiyeler

Gün Bugün
Kafanızda onlarca hatta yüzlerce sorun yumağı dolaşıyor. Günlük işlerinizi bile olması gerektiği gibi yapamıyorsunuz ki hedefleriniz ve hayalleriniz üzerinde çalışabilesiniz. Ama ya yarın yoksa? Yarın için endişelenmek veya gelecek için karamsarlığa kapılmak bugünün çürütülmesi demektir. Gelecekte yaşamayı alışkanlık hâline getirenlerin bugünü yoktur. Onlar hiç bugünde yaşamazlar. Hep bir plan ve kontrol derdindedirler. Ama hayat, senin planladığın gibi gitmez çoğu zaman.
 Sen plan yaparken doğan güneş batışa geçiyor da haberin bile olmuyor. Sen plan yaparken ötüşen kumru kuşlarının bahçeyi terk etme vakti geliyor da farkına varmıyorsun. Sonra da hayatın renksizliğinden tekdüzeliğinden şikâyet ediyorsun. Koca evrenin renkleri senin için. Bahçendeki ağaçların renkleri, çiçekler, kuşlar ve gökyüzü senin için. Söylesene doğadan daha güzel bir yeşille karşılaştın mı hiç? Gökyüzünden daha güzel bir beyaz ve mavi gördün mü hayatında? Temiz bir havayı içine coşkuyla çekmenin lüksünü yaşadın mı? Bırak bunların hepsini, sokağa çıkıp da bir ota bakarak sen ne güzelsin, dedin mi? Ben dedim. Otlarla, kuşlarla, kedilerle, köpeklerle, çiçeklerle konuştum. Birbirimizi dinlediğimizden emin olarak konuştum. Konuştukça duygu akışının hızlandığını hissettim.
Sabah kahvaltıda çay bardağınızı kaldırıp oh, mis gibisin, sen ne güzel şeysin dediniz mi? Kokladınız mı içtiğiniz çayı.
Aynaya baktığınızda emzikle ortalarda dolaşan minik bebeğin yetişkin hâline haydi, rast gelsin, ayağın taşa değmesin dediniz mi? Mıncıkladınız mı minnoş yanaklarını? Demediyseniz bunları bir deneyin. Bir tanesini yapmayı deneyin. Sonuçlar muhteşem olacak, inanıyorum.
Teslimiyet Duygusu
Bu maddeyi her şeyin başına koymak gerekiyor aslında. Makalenin başına, hayatımızın en başına ve tüm düşüncelerin başına koymak... Teslim olamadığımız için mutsuzuz. Dilden değil kalpten bir teslimiyet. Kadınların duygu dünyası daha karmaşıktır. Bu nedenle inişli çıkışlı anlar yaşıyoruz. Bazen mutluluktan havalara uçarken kimi zaman aynı hızda yere çakılabiliyoruz. Hormonlar diyelim, duygular diyelim… Bu iniş ve çıkışları dengede tutmanın tek yoludur teslimiyet. Her ne oluyorsa O; görüyor, biliyor ve duyuyor. Acı çektiğinizi, bir şeyleri değiştirmek istediğinizi, bir şeylerden canınızın yandığını… Hepsini ama hepsini biliyor ve görüyor. Eğer o beni ve yarattığı her kulunu seviyorsa mutlaka bir şeyler böyle olması gerekiyordur. O görüyorsa sorun yok, diyebilmek. Mutlaka şu an farkına varamadığım ama bana sunacağı güzellikler var, diye bir düşüncenin içine girebilmek. Teslim olmayı kalpten dilemek…
Herkes Biricik
Senin şu dünyaya kattığın renk kimsede yok. Eğer sevilebilmek için başkasının kimliğine ve görüntüsüne bürünürsen başkasının kopyası olursun. Senden başka sen yok. Sen olmayı başaramazsan insanları kendi renginden mahrum bırakırsın. Kapladığın alan bomboş kalır ve sen hiç yokmuşsun gibi olur. Değiş ama olumsuz yanların için bunu iste. Gülüşün, duruşun, saçın, görüntün, tarzın, tercihlerin yalnızca kalbinden geçenlere göre olsun. Düşün, ben gerçekte nasıl biriyim ve nasıl görünmek istiyorum?
Her Daim Aşk
Gün bugün maddesinde bahsetmiştik ya her şeye sevgiyle bakmaktan, işte buradan yola çıkıyoruz. Her daim hayata aşkla yaklaşmazsak dişi olmanın ağırlığından nasıl kurtulabiliriz? Evinde, işinde, okulunda belini büken ağırlıklarla mücadele eden kadınların ayakta kalması başka neyle mümkün olabilir ki? Fitnessla mı? Kas yaparak mı? Elbette spor hayatımızın bir parçası olmalı ki bir sonraki maddemiz de bu olacak. Fakat kadının gücü içindeki sevgiden gelir.
Spor
Spor denince bilgi karmaşası yaşıyoruz. Aslında ne için spor yaptığımız önemli. Her sağlıklı insanın güne ısınarak başlaması bel ve omuz tutulmalarına veya rahatsızlıklarına karşı faydalı olabilir. Ayrıca kasların gevşemesi güne daha dinamik ve enerjik başlamak için önemlidir. İş hayatında mutsuz olanların sabahları yarım saat kültürfizik hareketlerini yaparak evden çıkmasının hayatına neler katacağını deneyimlemesini tavsiye ederim.
Size Ait Bir Alan
Eviniz uygunsa kendinize özel bir oda hazırlayın. İçinde sevdiğiniz objeler, çiçekleriniz, bakım ürünleriniz, hobileriniz, kitaplarınız, kitaplığınız, sevdiğiniz renkler ve nesneler olsun. Kadınların kafasını dinleyeceği, uzunca düşünebileceği, deşarj olabileceği ve ibadetini yapabileceği bir odasının olması huzuru için önemlidir. Herkesin böyle bir alanı olabilir ama evin tüm karmaşasını yüklenen kadınların buna daha çok ihtiyacı var. Eğer böyle bir alanınız yoksa salonunuzun veya ortak kullandığınız bir odanın köşesine bir masa/ sehpa koyun. Üzerine aynı mantıkla sevdiğiniz çiçeği, hatırlatmaları ve benzer objeleri koyun. Onlara bakarak kendinizi hatırlayın. O da yoksa kolunuzda bir bileklik olsun ve içinde sizi siz yapan kelimeler, cümleler olsun. Boynunuza bir kolye takın ve orada kilit kelimeleriniz yazılı dursun. İmkânlarınız kısıtlıysa üzülmeyin. Aldığınız nefes bile özel. Şu an sahip olamadıklarınız gelecekte de aynı durumda olacağınızı göstermez.
Her Şeyin Daha İyisi
Her şeyin daha iyisi vardır. Hoşunuza gitmeyen durumların size kattığı değerler vardır. Tüm kalbinizle sarıldığınız insanların hayatınızdan çıkması size yeni yollar ve büyük kapılar açabilir ancak uğurlamasını bilirseniz… Gidenleri sevgiyle uğurlayabilelim ki gelenleri de sevgiyle karşılayabilelim.
                                                                                   #yazargibiyim  #makaleseç


17 Mart 2019 Pazar

RUH EŞİM RUHLAR ALEMİNDE Mİ KALDI?


Ruh Eşim Ruhlar Âleminde mi Kaldı?
Merhaba,
Buradan ruh eşlerinize seslenmek ister misiniz? Şu an dünyanın neresinde olduğunu merak ediyor olmalısınız. Ne iş yapıyor, kiminle birlikte ve nerede yaşıyor? Nasıl biri? Tüm bu soruların cevaplarını ararken acaba abartıyor muyum, dediğiniz de oluyor mu? Bence bazı vakitler kendinizi fazla hayalperest de buluyorsunuz. Herkes sıradan eşler bulurken ben nelerle uğraşıyorum, dediğiniz oluyordur. Haydi, hep birlikte bir yolculuğa çıkalım.
ruh eşini bulmanın yolları
ruh eşim ruhlar aleminde mi kaldı

O, Şu An Nerede?
Herkes yuvarlanıp bir yerlere akarken ben niye masal kitaplarındaki mucizeleri bekliyorum? Öyle ya herkesle benzer bir çevrede yetişmene rağmen herkesten farklı beklentilere sahipsin. Yanlış seçimler veya uzun bekleyişler… Her biri ayrı bir yılgınlık olarak ekleniyor heybene. Bir zaman geliyor ki kendine yetecek duruma gelmişsin ve artık yalnızlıktan şikâyet etmiyorsun. Çünkü o, beklediğin kişi seni kalabalıklaştıracak tek çare değildir artık. Bu yüzden beklemeye değer biri olsun istiyorsun. Hayatta başka başka kulvarlara yuvarlanmışsındır. Bakış açın değişmiştir. En boş vakitlerde bile dolu dolu yaşıyorsundur hayatı. Ama arada bir “Nerede bu ruh eşim?” demeyi ihmal etmiyorsundur. "Ruh eşim ruhlar âleminde mi kaldı acaba?"dediğin oldu mu?
Şimdi çok çarpıcı bir bilgiyi size aktaracağım:”Ruh eşin senin o anki gelişimin ve değişimin ölçüsündeki kişidir.”diyor uzmanlar. Bu bilgi ışığında her dönemde karşına çıkan farklı ruh eşleri olabilir, deniyor. Ama ben hayat arkadaşınız olarak baktığım için o, bir kişidir; diyorum. Yukarıdaki bilgiye çok da itibar etmiyorum. Çünkü kendinizi gerçekleştirme sürecinizde karşınıza çıkan kişiler bir nevi sınavınız olacak, sizi büyütecek kişilerdir. Ruh eşleriniz değildir. Ruh eşi kendi gerçekliğinize ulaştığınızda karşınıza çıkan kişidir. Bir de bazı özellikleri taşıması gerekir. O özellikler neler mi?
İşte Ruh Eşinizin Kim Olduğunu Anlamanın Yolları
Aşağıdaki maddeleri yaşıyorsanız ruh eşinizle birliktesiniz demektir. Yok, o böyle biri değil diyorsanız henüz doğru kişiyle karşılaşmamışsınızdır. Ruh eşinizi bulduğunuzda size aşağıdaki sinyalleri verecek.
ü Onun yanında farklı görünme çabanız yoktur. Ona kendinizi beğendirmek için farklı biri gibi görünmeye çalışmazsınız. Sanki hep tanıyor gibisinizdir.
ü Onu her hâliyle seversiniz, sizin gibi düşünmediğinde hatta kıyasıya eleştirdiğinizde sevginizden bir gram eksilmez. Ama o, kendisine söylemediğiniz sürece bunları bilmez. Tartıştığınızda, kızdığınızda sevmediğinizi düşünebilir. Hâlbuki duruşunuzu kaybetmeden sevebilmeniz doğru kişi olduğunun göstergesidir. Aynı zamanda sizin kendinizi gösterme, birey olarak var olabilme şansınızı doğuran kişidir.
ü Tam gitti dediğinizde farklı bir şekilde çıkar karşınıza, bitti dediğiniz yerde yeniden başlar.
ü O güne kadar sabırsızlıktan deliye döndüğünüz birçok duruma tahammül edebilir hâle gelirsiniz.
ü Onu kaybetmekten korkmazsınız. Çünkü severken kişilik kazanmış, kendiniz olmanın lüksünü yaşamışsınızdir. Sizi terk etme ihtimali canınızı acıtsa da buna dayanma gücünü kendinizde bulabilirsiniz. Dedim ya o sizin kendi içinizde yeniden dirilişinizin mimarıdır. Aslında dirilişinize sebep olan kişidir. Asıl mimar sizsiniz. Hatta sizi yaradandır.
ü Onunla zihniniz daha çok çalışır, daha güzel işler başarırsınız. Onsuz da başarırsınız tabi ama yemeğin tadı tuzu gibi, baharatı gibi hep bir şeyler eksik kalır. Enerjiniz eksilir, yaşama amacınızı yitirmiş gibi hissedersiniz. Ta ki onu unutmayı göze alana kadar.
ü Her şeyiyle gerçek bir dünyanın içindesinizdir. Farklı biri olma veya farklı görünme çabalarından uzaksınızdır. Sizi olduğunuz gibi sevecek siz de bu konuda şüphe taşımayacaksınızdır.
ü Onu başka biri gibi değil de sizin bedeninizde ve kalbinizde biri gibi seversiniz. Tamamen bütünleşmişsinizdir. Her an her yerde onu hissedersiniz. Uzakta bile olsa hep sizinledir ve bu uzaklığa sabredecek gücünüz vardır. Sizin için ayrılık yoktur.
ü Neredesin, kiminlesin, tartışmaları pek yaşanmaz. Yaşanmamalı. Çiftler gittikleri her yerde farkında olsalar da olmasalar da kalpleri birdir. Yalnızca kalpleri mi? Tüm hücreleri ile bir bütünü temsil ederler.
ü Telepatik bağları vardır. İster istemez kurulan bir bağdır bu. Zahmetsizce enerji akışı sağlanır.
ü Konuşmadan uzun süre kalabilirler. Birbirlerinin gözlerine uzun süre bakmaktan rahatsız olmazlar. Tam tersi mutluluk duyarlar. Sevgileri tazelenir ve güçlenir.
ü Birlikte vakit geçirirken daha çok manevi anılar biriktirmeye çalışırlar. Para harcama, alışveriş yapma veya yemek yemenin dışında daha kalıcı anılar biriktirirler. Anda kalmaya önem verirler.
Aslında bu liste daha da uzatılabilir. Hatta her cümleden yeni anlamlar da çıkartılabilir. Ama özetle ve muhtemelen ruh eşiniz yukarıdaki gibi biri olmalıdır.
Merak etmeyin, ruh eşiniz ruhlar âleminde falan kalmadı. O da şu an sizin gibi fani dünyada yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Yalnızca sizin onun ruh denkliğine ulaşmanızı bekliyor.
                                                                        #yazargbiyim
                                                                        #makaleseç

9 Aralık 2018 Pazar

KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ! (HÂLÂ BİR ŞANSINIZ VAR)


Köprüden Önce Son Çıkış! (Hâlâ Bir Şansınız Var)
Her zamanki rutin yolculuğumuzda ilerlerken fark etmiyoruz köprüden önce son çıkışa geldiğimizi. Arabamız hınca hınç dolu. Sesler, talimatlar, öneriler alıp başını giderken son çıkışı kaçırmakla karşı karşıya gelmiş olabilirsiniz. Anlık bir manevradır ihtiyacınız olan. Bunun için çok şanslı olmanız gerekir. Ama bir sorunumuz daha var. Köprüden önce son çıkışa girmeniz gerektiğinin farkında olup olmadığınız. Farkındalığınız size bir fırsat tanıyabilir. Ama ya farkında değilseniz?
kişisel gelişim
köprüden önce son çıkış

Son Çıkışın Farkında mısınız?
Hayat yolculuğunda kimilerimiz çok şanslıyız kimilerimiz ise yeterince şanslı olmadığımızı yineleyip duruyoruz. Evet, aynı şartları düşündüğümüzde birileri daha çok ön plana çıkabilir. Ama farklı durumlarda biz daha şanslı olabiliriz. Yani aslında eşit şartlarda yaşıyor olabiliriz. Yalnızca sahip olduklarımız farklı alanlara dağılmıştır. Çok zengin birinin ailesinde telafi edilemeyecek gibi görünen yaraları olabilir. Ya da fakir birinin huzurlu bir yaşantısı olabilir. Çok zengin biri ailesi tarafından dışlanmış olabilir. Fakir bir çocuk anne ve baba sevgisiyle büyümüş olabilir. Birisi çok iyi şartlarda ve hiç yorulmadan iş hayatına atılmıştır. Başka biri kapı kapı iş aramakla meşguldür. Benzer durumlarda eşitsizlikler görülse de farklı konularda üstünlükler de söz konusudur.
Hayatınızın dönüm noktalarında son çıkışı yakalarsanız sizin de yakındığınız duruma karşı verdiğiniz sınavı geçme şansınız var. Nedir, hayatımızın dönüm noktaları? Üniversite, iş, evlilik ve benzeri konularda hayatımız boyunca çıkışlar yakalayabilir veya kaçırabiliriz. Bu konularda karar verirken son çıkışı yakalamak kurtarıcı olabilir. Peki, son çıkışı nasıl bulacağız? Geçip gitmeden önce onu nasıl fark edeceğiz? Hatta neden köprüye doğru değil de son çıkışa ilerlememiz gerektiğini nasıl bulacağız?
Size Güzel Bir Haberim Var
Size güzel bir haberim var: Nefes aldığımız sürece bir son çıkışımız olacak. Evet, son ve bitiş kelimeleri yaşadığımız sürece anlamsız kelimeler olarak karşımıza çıkacak. Hep bir çıkar yol aramakla geçecek hayatımız. Yeniden ayağa kalkıp mücadeleye devam edeceğiz. Yanlış kararlar vermiş olabiliriz, yanlış bir hayatın içinde olabiliriz. Ama bu yanlışlardan çıkıp doğruya adım atmamız için köprüler hiç bitmeyecek, son çıkışlar da öyle.
Bir güzel haberim daha var. Umutsuzluk içindeyseniz yeterince zor durumda kalmamışsınız demektir. Şaka mı yapıyorum acaba? Hayır, şaka yapmıyorum. Ağlayıp sızlanma, nazlanma şansınız varsa hâlâ dayandığınız bir yerler vardır. Yeterince çaresiz, yeterince işsiz, yeterince sevgisiz değilsinizdir. Bir şeyler sizin iç dünyanızda veya somut olarak hayatınızda gerçekten bittiyse otomatik olarak bilinciniz ve bünyeniz onun arayışına girecektir. İnançla yeniden dirilecektir. Eğer kendinizde bu isteği henüz göremediyseniz yeterince bitmemişsiniz demektir. Kimse düşmeden kalkmaya çabalamaz. Kimse hastalanmadan iyileşmeye çabalamaz. Sadece nazlanır, söylenir, sitem eder. Çünkü saçmadır. Ortalıkta bir hastalık yokken iyileşmeye çabalamak, düşmeden kalkmaya çalışmak diye bir şey yoktur. Eğer şu an bir karar aşamasındayken okuyorsanız bu yazımı,, olaylara bir de bu yönden bakmanızı tavsiye ederim.
Son Çıkışı Nasıl Yakalarız?
Dedik ya yaşadığımız sürece hep bir son çıkış olacak. Ne kadar erken uyanır da erken fark edersek bu durumu o kadar az üzülmüş oluruz. Er ya da geç son çıkışı yakalayabilmek için yapmamız gerekenler aşağıdaki gibidir:
ü  İlk olarak zararın neresinden dönerseniz kâr olduğunu hatırlayın. Yaşınız kaç olursa olsun pişmanlık duymayın ve çıkışa erken girmeye çalışın.
ü  Öncelikle uzun yıllardır bu yolda arabanızda taşıdığınız negatifliklerin üstünü çizin. Hiçbir ayrım yapmayın. Çok fazla vaktiniz yok. Aksi taktirde yeni bir deneyimle yine çok yorulacaksınız ve bir sonraki çıkışı bekleyeceksiniz. Hiç ayrım yapmadan sizi engelleyen düşünce, öneri ve diğer etkenlerin üstünü hızlıca çizin. Kim ya da ne olursa onları elediğinizden emin olun. Çünkü çok hızlı bir karar vermeniz gerekiyor.
ü  Sonra da kendinizdeki negatifliklerin üstünü çizin. Mümkünse bunları bir yere yazarak yapın.
ü  Son olarak elinizde kalanlara bakın. Elinizde kalanlar size gideceğiniz yolu da gösterecektir.
Kalbimize güveniyorsak o bize tüm doğruları söyleyecektir. Bazen sebepsizce içimizin almadığı durumlar olur. Hiçbir fikrimiz olmadığı hâlde ısınamadığımız durumlar. Biz bilmeden kalbimiz bilmiştir. Oradan gitme, onu yapma, bu karar uygun değil, gibi telkinler verir bize. Ama bazen en büyük sınavımız bir karardır. Çok kısa sürede bir karar vermemiz gerekir. Böyle durumlarda kalbimiz de bize cevap veremez olur. Sesimize kulaklarını tıkamış gibidir. Kendimizi çaresiz ve karmaşık hissederiz. Zihnimiz karıştığında artıları ve eksileri bir kâğıda toplarsak sonucu kolayca bulma şansımız olur. Tıpkı çoktan seçmeli sorular gibi. Baştan doğru cevabı ararsak yanlış işaretlemeler yapabiliriz. Ama önce yanlışların üstünü çizmeyi denersek netlerimizin ne kadar kolay arttığını görebiliriz.
Umarım başarılı olursunuz, umarım başarırız, sevgiyle kalın.
Deneyenler olursa yorumunu beklerim. J

8 Kasım 2018 Perşembe

Sosyal Medyada Karşımıza Çıkan 10 Tip


sosyal medyada 10 tip
Sosyal Medyada Tipler


Sosyal Medyada Karşımıza Çıkan 10 Tip
Siz de sosyal medyadan kimi zaman soğuyup kaçmak isteyenlerden misiniz? Siz de 100 takipçi isteğinin 70’ini reddedenlerden misiniz? Hatta bazen kapana kısıp çevrenizdeki istemediğiniz kişilere boyun eğmek zorunda mı kalıyorsunuz? Onlara sosyal medyayı veya hayatta daha anlamlı ideallerimiz olması gerektiğini aşılamak çok zor. Zor olsa da kategorize etmek biraz içinizi rahatlatacaktır.
1)Şirin Şeyler
Bunlar şirin şeylerdir. Her gün yeni bir şirinlikle karşımıza çıkarlar. Mesela hiç hüzünlü anları yoktur. Yanak dolusu gülücükle karşılar sizi her bir paylaşım. Karşıdan baktığınızda sevimli, sıcak görünen bu tiplerin yakından ne kadar hırslı kişiler olduğunu görürsünüz. Çünkü normal bir insan 4 mevsim gibidir. Farklı mevsimleri yaşadığı zamanlar olur. Ama bunlara çatana kadar gerçek kişiliklerini göremezsiniz.
2)” Ben Yemeğe Gidebiliyorum/Ben Denize Gidebiliyorum”cular
Genelde evde depresyona giren kişilerdir. Sosyal bir hayatı olmadığı için veya yaşam kültürüne sahip olmadıklarından hayatındaki en küçük bir etkinliği paylaşma gereği duyarlar. Oysa yemek karın doyurma aracıdır.
Denize gittiklerinde 20 dakikalık sahil yürüyüşü yapıp 20 foto atarlar. Eğlenmediklerini ve deniz kültürüne sahip olmadıklarını buradan anlayın.
 Genelde eğitime ayırmadıkları vakitleri hemcinslerine nispet yaparak geçtiği için yozlaşma günden güne kaçınılmaz olur.
3) Buldumcuklar/ Benim Kocam/Karım Var
Evlilik fobisinin temel nedeni evliliklerin bir süre sonra rutine gireceği korkusudur. Bu kategorideki kişiler bu saptamanın en büyük kanıtıdır. Yeterince mutsuz olduklarından adım başı “biz mutluyuz” paylaşımı yaparlar. Karşı tarafta bir kıpırtı olmamasına rağmen bir taraf sürekli paylaşım yapar. Hatır gönül için bu artçı paylaşımlara tahammül etmek durumunda kalırsınız. En çok paylaşan en az sevilendir, maalesef. Paylaşımlar arttıkça mutsuzluğun derecesini görmeye baslarsınız.
4) Günaydıncılar- İyi Akşamlarcılar
Sabah güne onlarla başlarsınız. Akşam günü onlarla kapatırsınız. Yetmez günün belirli saatlerinde duygu dolu paylaşımlarını izlersiniz. “Sensiz yaşayamam, ölürüm, ah ulan dünya…” Gördüğünüz gibi duygular şelale. :D
5) Konumcular
Evden çıktığından gittiği ve mola verdiği yerlere kadar her şeyi bilirsiniz. Şu anda A şehrinde, B alışveriş merkezinde, C kafesinde… Çünkü gerçek hayatta onlarla ilgilenen dostları yoktur. Bu da ilgi çekmenin başka bir yoludur.
6) Güncüler
Söyleyin ne olur, devir kaç, vakit ne ve biz hangi çağdayız? Kadın günlerinden bahsediyorum. Bu konuda söylenecek çok da bir şey bulamayıp anlatmadan anlaşılmayı umuyorum.
7) “Facebook”çular
Gerçekten facebook’u kim kullanıyor? Birileri kullanıyor ki arada oraya da etkileşim yapma gereği duyuyoruz. Mecburen. Ama şu yukarıdakilere önerimiz; hep facebook’ta kalsınlar. Mutlulukla kalsınlar. J
8) “Ben Doğurabiliyorum”cular
Siz de biliyorsunuz ki insan dışı varlıklar da doğurabiliyor. Yani özel bir sorunu olmadıkça her dişi gereken işlemi yaptığında doğurabilir. Ama bazıları vardır ki doğumdan itibaren kadın şöyle, kadın böyle, bilmem nasıl bir kadınım diye paylaşımlar yapmaya başlar. Oysa kadın olmak sadece cinsellikle ve doğurganlıkla ilgili bir durum değildir. Bu kişilere eskiden çok eskiden kadınların en az 3 dil bildiğini, en az 3 enstrüman çaldığını ve en az 3 alanda meslekî anlamda uzmanlaştığını söylemek gerekir. Yani onlara da kadın diyoruz…
9) “Benim Arkadaşım Var”cılar
Hepimizin belirli düzeyde bir arkadaş çevresi ve dostları vardır. Kimi ben arkadaştan anlamam, yalnızca dostu bilirim, der. Kimi her bulduğuyla takılmayı alışkanlık hâline getirmiştir. Gerçek dostlar birbirlerinin muhabbetlerini özler ve buluşmanın bir saniyesini bile ziyan etmek istemezler. Saatler süren koyu sohbetlerle bir dakikadan binlerce saat çıkarmaya çalışırlar. Bir de benim arkadaşım var, kitlesinden söz etmeliyiz ki bunların ne zaman kimle takılacağı belli olmaz. Birlikte birkaç saniye sessiz kalamazlar, hemen rahatsız olurlar. Çünkü birbirlerine yaklaşımları maskelidir. Oysa gerçek dostlar sessizce birbirlerinin gözlerinden akan duyguları okumayı bilirler.
Sürekli alışveriş arkadaşı ararlar ki alışverişin bir ihtiyaç olduğunu aslolanın kalp olduğunu bilmezler.
Bu gruba giren kişiler selfie delisi diye de bilinir. Selfie yani özçekim. Her ortamda özçekim bunlardan sorulur. Ortamın fotoğrafçısıdırlar. Ellerinde bir telefon bütün hayatları anı fotoğramakla geçer çünkü akşama paylaşacak malzeme bulmalıdırlar.
10) Nispetçiler
Yukarıdaki saydıklarımızın hepsi bu gruba girer ve sosyal medya aslında çaktırmadan bir nispet ortamıdır. Bu mecralarda samimi ve kalpten geçenleri paylaşanları az görürsünüz. Hislerindeki ve duygu dünyalarındaki titreşimleri paylaşanları bulursanız onları öpün başınıza koyun. Genelde buldumcuk karakterlerle karşılaşırsınız. Hayatta da öyle değil midir? Ya da “Asr Suresi” insanların çoğu hüsrandadır, diyor.
Saygı, sevgi ve selametle… 

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Yazarlıkla İlgili Sorularınızı Cevaplıyorum

İçerik Yazarlığı
Makale Yazarı Olmak


Merhaba,
Yazarlıkla ilgili İnstagram üzerinden gelen soruları cevaplamak için geçtim bu yazının başına. Bu yazıda içerik yazarlığı; roman, hikâye ve şiir yazarlığı; gazete ve dergi yazarlığı veya guru yazarlık konusunda soru cevap yapmayı planlıyorum. En çok merak edilen ücret konusuna da değineceğim. (En azından başlarken bunu hayal ediyorum. Çoğu yazım başladığı gibi bitmiyor.) İnstagram hesabım @muhayyel_l üzerinden gelen sorularda yazarlık konusunda zihinlerde netleşmeyen konuların olduğunu fark ettim. Şimdi bu konuya açıklık getirmeye çalışacağım. (Sorularınıza 1000 küsur kelimeyle cevap verebildiğim için üzgünüm :D )
Makale Yazarlığı / İçerik Yazarlığı Nedir?
Makale yazarlarına “web içerik yazarı” da denebilir. Çünkü web sitelerinin içerik ihtiyacını karşılamak için yazarlar. Ben de bunlardan biriyim. Moda, sağlık, spor, teknoloji, eğitim, anne-bebek, kadın, cilt bakımı, dekorasyon, bahis, iş fikirleri, seo, bilişim, inşaat, temizlik gibi sektör ve alanlarda yazarsınız. Gelen siparişler üzerine bazen günlerce aynı konuyu yazabilirsiniz. Böylece daha hızlı ve kolay yazmaya başlarsınız. Sık yazdığınız konular o alanda uzmanlaşmanıza sebep olacaktır. Hatta başka güzel taraflarını söyleyeyim; makale yazarlığı size hiç bilmediğiniz yanlarınızı gösterecek. Yeni ilgi alanları açacak. Kabiliyetiniz olan ama o güne kadar farkına varmadığınız yönlerinizi ortaya çıkaracak. Çok iyi bir genel kültür edinme yöntemi aynı zamanda. Tamamen bilgi evreninde yüzdüğünüzü hissedeceksiniz. Sonrasında siz, eski siz olmuyorsunuz. 😊 Hayata bakışınız değişiyor. Hep başka biri olmak isterdiniz ya… Ben bu değilim, hayatımda bir şeyler eksik diyordunuz ya. İşte sizden yeni bir siz doğuyor ama içinizde o potansiyel varsa. . Madenleri olduğu yerden çıkarmak için o civarda o madenin olduğunu bilmek gerekir. Olmayan bir şeyi çıkartamazsınız malum.
Nasıl İçerik Yazarı Olabilirsiniz?
Her işte olduğu gibi ajanslara veya ilanlara doğrudan başvuru yaparak.
Maddi Getirisi Nedir?
Buna net bir rakam vermek çok zor olur. Çalışma şartlarınıza göre değişkenlik gösterir. Kimisi 300 liralık yazar, kimisi 1000 liralık kimisi 3000 liralık yazar. Anlaşmanıza göre ne kadar çok içerik teslimi yaparsanız maaşınızda o kadar artış olacaktır. Aslında alacağınız miktarı siz belirliyorsunuz. Kelime başı fiyatları baştan bildiğiniz için o ay ihtiyacınız kadar yazabilirsiniz. Şunu da unutmayın; freelance yazmaktan sıkılınca karın tokluğuna razı gelmeye de başlayabilirsiniz.
Ücretlendirme Nasıl Oluyor?
Bu konuya da hiç girmek istemiyorum.  Ama genel bilgilendirme yapmak gerekirse kelime başı ücretlendirme yapılır. 100 kelime başına 2 tl, 3 tl, 5 tl, 10 tl gibi ücretlerle karşılaşırsınız. Daha fazlası da mümkündür. Ama her ajansın kriteri bellidir. Siz ona uyum sağlamak durumundasınız. Anlayacağınız üzere büyük sabır gerektiren ve herhangi bir işe gider gibi sabah erkenden başına oturup akşam kalkmanız gereken bir iştir. Ne kadar çok yazarsanız o kadar kazanırsınız.
Ek İş mi Yoksa Tam Zamanlı Olarak Yapılır mı?
Hâlihazırda bir işiniz varsa ek iş olarak da yapabilirsiniz. Ama tam zamanlı çalışmak için de uygundur(Başlarda çok yıpranacaksınız.) Tabii, freelance bir iş olduğu için çevrenizi çalıştığınıza ikna edemeyeceksiniz. Gündüz yazmanız gereken konular evde boş durduğunuzu düşünen kişiler tarafından bölünecek. Mesai saatlerinizi başka işlerle geçireceksiniz(Kızlar için yemek bulaşık, çevresel faktörler, bahçe, çiçekler, hobiler, hayvanlar…) Doğal olarak işin ağırlığı geceye kalacak. Gözleriniz çökecek, gündüz koşuşturma gece içerik (asıl işiniz) yavaş yavaş erimeye başlayacaksınız.
(Bu arada dünya üzerinde sadece içerik yazarları mesai saatinde (çalışırken) bölünür. Başka hiçbir meslekte böyle bir durumla karşılaşmazsınız. Kimse tam zamanlı bir çalışana “Gel, bana yardım et.” veya "Tut şu işi yap.” diyemez. Ama içerik yazarına denir. Çünkü kimseye çalışan biri olduğunuzu ispat edemezsiniz.(Aileniz dışında.))

 Bir deri bir kemik kalınca ekmek arası patates kızartması diyeti yaparak verdiğiniz kiloları geri almaya çalışacaksınız. Diyetisyenlerin kapısını çalacak, onlardan medet umacaksınız.

(Bilmiyor musunuz ki bir yazar diyetin A’dan Z’ye tüm teferruatlarını bilir. Bilmediği şey iştahla yemektir aslında.)

Bir umut diyerek şansınızı deneyeceksiniz. Ekmek arası patatesi duyan diyetisyen kısa süreli bir şoktan sonra “Hım, sen yine de fazla kaçırma” diyecektir.
Sürekli masa başında olduğunuz için yılda iki üç kez tutulma yaşayacaksınız. Yaklaşık bir hafta on günü yatarak geçireceksiniz. Karşı tarafa derdinizi anlatamayacak ve siparişleri yetiştiremediğiniz için resti çekeceksiniz. (Artık büyük firmalarla çalıştığım için böyle bir sorun yaşamıyorum. Genelde vaktinden önce teslim ederim.)Haklı olanın kim olduğu hiç önemli değil. Yazar her zaman haklıdır. 😊 Yılda birkaç gün acilde yatacaksınız. O günlerde yazamadığınız içeriklerin açıklamasını yapamayacak ve yine bir hır gür yaşayacaksınız. Bunları öpün, başınıza koyun çünkü tek sosyal aktiviteniz atışmak olacak. Yavaştan şunu söylemeye çalışıyorum: Evden yazıyorsanız artık asosyal bir hayat sizi bekliyor. (Dediğim gibi kaliteli içerik yazdıracak büyük firmalara ulaşınca yetiştirememe sorunu ortadan kalkıyor. Çünkü ücret değil yazı kalitesi ön plana çıkıyor.)
Pişman mıyım?
Hayır. Yapabileceğiniz en iyi şey buysa yapmaktan vazgeçmezsiniz. Yazarlık benim işim değil hobim ya da hayatım olabilir ancak. Yazmayı öğrendiğim günden beri yazıyorum. Karalamaya ilk şiirle başladım. Şimdi hobilerimi meslek edindim. Elbette memnunum bu durumdan. Zorlukla beraber kolaylık vardır.
Roman- Hikâye Yazarlığı ve Şairlik
Bizim yaptığımız iş bunları içermiyor. Ama edebiyatçı olunca hobi olarak sanatsal metinler de yazmak istiyorsunuz. Benim de hâlihazırda bir romanım ve taslak hâlinde bir şiir kitabım olsa da şimdilik yayınlamayı düşünmüyorum. Bunlar hobi olarak yapabileceğiniz sanatsal işlerdir. Eserleriniz tutarsa kazanmaya başlarsınız ki çok zahmetli bir süreçtir. Günümüzde sosyal medya fenomenlerinin çıkardığı kitaplar okunuyormuş. Yayınevleri takipçi sayınıza bakarak karar veriyormuş kitapları yayınlamaya. Sanırım anlatabildim.
Köşe Yazarlığı/ Haber Yazarlığı/ Guru Yazarlık
Köşe yazarları belli konularda isim yapmış kişilerdir. Yani gazete köşelerinde gördüğünüz isimler genelde ünlü olup üst düzey içerikler üretmesi beklenmeyen kişilerdir. Sıradan birinin bir köşeyi parsellemesi biraz zor gibi ama imkânsız demiyorum. Bu arada bizler de haber yazısı yazıyoruz fakat burada asıl dikkati çekmek istediğim nokta şu: İçerik yazarlarının yazdığı hiçbir yazı kendi ismiyle yayınlanmaz. (İstisnalar  var. İnstagram hesabımda paylaşıyorum. Site bazen sizden isminizle yazı paylaşımı yapmanızı isteyebilir.)
 Kimin için ya da hangi iş yeri için yazdıysanız yazının telif hakları ona geçer. Bu anlamda roman, hikâye, şiir ve köşe yazarlığından ayrılır. Guru yazarlıktan daha önce bahsetmiştim. Tıpkı köşe yazarları gibi kendi adıyla yazan kişilerdir. Ama köşe yazıları güncel veya dilediği gibi rahat bir üslup kullanır. Guru yazar ise bilgi vermeyi amaçlar.
Yukarıdaki bilgilere ek olarak kendi ismimle yayınlanan makalelerim olduğunu söylemek isterim. Yazarlık statüsü tamamen sizinle ilgilidir ve kendinizi geliştirdikçe karşınıza yan seçenekler de çıkacaktır.
Canım Blogger
Apayrı bir konu olsa da burada blog açma konusuna da kısaca yer vermek istedim. (Blog açma aşamalarımı daha sonra anlatabilirim.) Yazmayı seviyorsanız, yazdıklarımı ne yapayım diyorsanız, kendinizi geliştirmek istiyorsanız bir blog açabilirsiniz. Blogspot ücretsiz bir platformdur. Aynı zamanda google plus uzantısı da olduğu için(artık yok) google plus hesabınızı sosyal medya hesabı olarak kullanır yazılarınızı oradan daha çok kişiye ulaştırabilirsiniz. Her yazan iyi yazar değildir. Herkes şiir yazabilir ama herkes şair değildir. O sebeple:
ü  Her karaladığınızı sanat eseri gibi görmek yerine edebiyat tarihini öğrenin.
ü  Ekolleri öğrenin.
ü  Akımları öğrenin.
ü  Bu alanda yerinizi belirleyin.
ü   Dünya görüşünüz olsun, hayat görüşünüz olsun, şiir tanımınız olsun, roman tanımınız olsun.
ü  Roman yazım tarzlarını ve bakış açılarını öğrenin; uygulamalı olarak zihninize oturtun.
ü  Asıl önemlisi edebiyat tarihindeki her dönemin önemli kitaplarını okuyun. Yazdım oldu, başkadır. Yazarlık başkadır. Fenomenlere bakarak yazmaya karar verirseniz çöp biriktirirsiniz. Oysa bizim sanatkârlara ihtiyacımız var. Bu arada yazdıklarınız milyonlara ulaşacak. Ne yazdığınıza dikkat edin. Sırf ilgi çekmek için insanların hayatlarına yıkıcı fikirler sokmaya çalışmayın. Eğer inanıyorsanız, yazdıklarınızdan da sorumlu tutulacağınızı unutmayın. (Bu yüzden şiirlerimin çoğunluğunu oluşturan ilk dönem şiirlerini yayınlamayı düşünmüyorum. İnsanlara karamsar bir tablo bırakmamak için.)
Not: Konu ne olursa olsun yazarken kendinizi salmayın. Yazarlık sanıldığı gibi kafayı dağıtarak bunalıma girerek, isyan ederek yapılacak bir iş değildir. Yazarlık ustalık işidir. Kelime ustalığı, cümle ustalığı, düşünce ustalığı, imge ustalığı. Yazarken bilincinizi kaybetmemelisiniz.
...
  Şuradan şiir bloğuma buradan da makale bloğumun ana sayfasına ulaşabilirsiniz.